28 Ocak 2015 Çarşamba

Moskova ve Noel Tatili 2014-2015 - 1. GÜN

2014 yılında İsotumla beraber yurtdışı seyahati yapmadım diye hayıflanırken yeni yıla 3 hafta kala ani bir kararla ucuz uçak bileti ayarlayıp, izinlerimizi alıp Moskova’ya gitmek için hazırlıklara başladık. Böylece İsotum benim bir nevi gazımı aldı ve dırdırımdan kurtuldu :).











Rusya’yı seçmemizin göz ardı edilemeyecek birkaç nedeni vardı tabiî ki. Vize istemeyen ülkeler arasında olması, Antalya’da çok sayıda Rus vatandaşının bulunması nedeniyle charter uçuşlar bulunması. Bu vizesiz ve ucuz uçuşların olduğu ülkeler arasında Hristiyan bir ülke olması nedeniyle Noel heyecanını ve tatilini ülkenin her köşe bucağında hissetmeniz. Bunun haricinde açıkçası gitmeden beni korkutan tek bir şey vardı o da kemiklerinizi sızlatan soğuk ki tahminimde yine yanlış çıkmadım. Ama soğuk bizi yine durduramadı ve ortalam 8-10 saat dışarıda gezdik dolaştık. Bütün şehrin turistik yerlerini gezdik ve Rus kültürünü özümsedik. Rus halkının özelliklerine ise sırası geldiğinde değinicem.









Metrojet firmasıyla pazartesi sabahı erken saatlerde uçuşumuz için Antalya havalimanındaydık. Bütün işlemleri tamamladıktan sonra bekleme salonuna geçtiğimizde fark ettik ki, uçak resmen bize kapatılmış.. Şöyle ki koskoca uçakta sadece 26 yolcu bulunuyordu ve bunlardan sadece dört kişi Türk idi. Daha uçakta Kiril alfabesi, Rus dili ve hosteslerin dahi ısrar ve inatla Rusça konuşmak istemesinden bu ülkede zorlanacağımızı anlamıştık. Düşünün hostesler dahi İngilizce konuşmuyordu. Bu arada biz charter bir şey ikram etmezler derken, bizi şaşırttılar. Uçak Rusya’ya indiğinde kapıya yanaşmadı ve bizi Domededova havalimanında binadan çok uzak bir yerde bıraktı. Daha kapıdan iner inmez yüzünüzü jilet gibi kesen ve ciğerlerinize dolmasıyla öksürmeye neden olan bir soğuk hava bizi karşıladı. Otobüsteyken etraftaki uçakların bakım hizmetlerinde soğuktan donmasınlar diye alkol ile yıkandığını ilk defa gördüm. Binaya girer girmez pasaport kontrole alındık. PASAPORT KONTROLDE SİZE İSMİNİZİN KİRİL ALFABESİ İLE YAZILMIŞ GÖÇMEN BELGESİ verdiler, siz de almayı unutmayasınız diye yazıyorum. Pasaporttan çıktıktan sonra Aeroexpress adı verilen trenle (doğrudan havalimanından şehir merkezine giden) şehir merkezine vardık.


Hissedilen -26 ve nehir bile donmuş!!


Otelimiz Ibis Otel idi ve kişi başı 60 tl ile konakladık ve en güzeli tren istasyonuna çok yakın bir yerdeydi. Ibis kalitesi her yerde standart olduğu için ve bir sürprizle karşılaşmamak için tercih etmiştik. DİKKAT EDİN KAHVALTI YOK ve TERLİK vermiyorlar. Otele giriş yaptıktan sonra eşyalarımızı bırakıp biraz dinlenip, dışarı çıktık. Bir kere güneş batmıştı ki zaten kış aylarında güneşin ulaştığı en tepe nokta da 45 derecelik bir açıda olduğu için pek bir şey fark etmez demiştik ama YANILMIŞIZ :). HAVA SIFIRIN ALTINDA 17 DERECE VE HİSSEDİLEN İSE SIFIRIN ALTINDA 26!!! O yüzden size tavsiyem kalın kalın giyinin, çok iyi ayakkabılar seçin, kaşkol, eldiven, bere hepsini kullanacaksınız… hatta artistlik yapmayın içlik de alın. Biz kayak sırasında kullandığımız içliklerimizi zaten giymiştik. Yani bize biraz şok olmadı desek yalan olur, çünkü Antalya’da 15 derecelik Aralık ayı havasını bırakıp -26 dereceye maruz kalmak 40 derecelik bir farkla bizde şok yarattı açıkçası.



Otelin hemen çıkışında bir süpermarket gördük ve 24 saat açık olan bir market. Avrupa’da böyle bir şeye hiç rastlamamıştım, fakat Amerika’da 7/24 açık yerler vardı. 90’lara kadar 70 yıl boyunca  Komunist ideolojiyi yaşamış ve yaşatmış bir ülkenin bu kadar hızlı dönüşümü beni şaşırtmıştı. Markete tabiî ki girdik. Yabancı ülkelerdeki marketler benim özellikle ilgimi çekiyor. En küçük marketlerde bile içki reyonunun hatrı sayılır yer kaplaması, tatlıların çok çeşitli oluşu, kurutulmuş et ve balık ürünleri ilke ilgimi çekenler arasındaydı.


GUM AVM ve önü

Burdan ilk günün sonunda bir Kızıl Meydanı bulmamız gerekiyordu. Moskova nehri üzerinden geçip Kızıl Meydana vardık. Nedense ben Aziz Vasili Katedrali’nin tam meydanın ortasında olacağını düşünmüştüm ama öyle değildi. Sanırım Katedral Moskova’nın simgesi olduğu için böyle hayal etmiştim. Kızıl Meydan’da GUM alışveriş merkezi tam merkezde yer alıyor, onun karşısında Kremlin, sol yanınızda Ulusal Tarih Müzesi ve sağ yanınızda ise Aziz Vasili Katedrali duruyor. Noel tatili olduğu için şehrin tam göbeğinde, GUM AVM’nin önünde kocaman bir buz pisti ve etrafında Christmas’a özel ahşap büfelerden oluşan Pazar kurulmuştu. Bütün ağaçlar Noel ışıkları ile donatılmış ve buz heykeller de etrafına serpiştirilmişti. 

Noel Ağacı Topu

Ve topun içindeyiz :)



Moskova’da Noel tatiline özel bu pazarlar Masallar Diyarı temasıyla süslenmiş ve bütün şehir sokaklarına kurulmuştu. Baştan sona gezmek isteseniz bütün gününüzü alabilecek bu açık pazar alanlarında (yaklaşık 30 farklı alanda 1001 gece masallarından pinokyoya kadar farklı temalarda) hediyelik eşya ve atıştırmalık yiyecekler bulabilirsiniz. Biz zaten geç olması ve yorgun olmamız nedeniyle GUM’u bir kısaca dolaştık. Bol bol fotolarımızı çektik. Ordan Teremok (Tepemok olarak yazılıyor) adındaki geleneksel Rus yemeklerini uygun fiyatlarla satan restoranda akşam yemeğimizi yedik. Size tavsiyem, öğünlerinizde çorbayı bulundurmanız. Hem sıcak hem de gün boyunca kaybettiğiniz sıvı ihtiyacını karşılıyorsunuz. Restoranda tek fark ettiğimiz yemek her şeyin krepini yapmaları, tatlı tuzlu her türlüsünü bulabilirsiniz. Yanına da bir Borsch çorbası alırsanız menünüz tamamlanır. Bayıla bayıla yemeyeceksiniz ama sizi doyurur. Bir de hiçbir restoranda İngilizce menü bulamayacaksınız o yüzden kasadan İngilizce menüyü isteyin A4 kağıdında menüyü yazmışlar.  Ordan seçebilirsiniz. İlk günümüz neredeyse sona ermekteydi. Yemekten sonra biraz moralim yerine gelmişti. Otele dönüş yolunda bir de kahve ile tatlılarımızı yedik. Çok bilinen ve her yerde olan bir kafe olmasına rağmen ismini hatırlamıyorum ama menü güzeldi. 

Masallar Diyarı Christmas Market Haritası

Gün sonunda elimizde her ülkeden para kaldı :)







Moskova Metro İşareti
Şimdi detaylara geçmeden önce bir teknik notlar ve ipuçlarını vereyim:

  1. Kısa yurtdışı seyahatleriniz sırasında buna bir daha döneriz, buraya sonra uğrarız gibi düşüncelerde bulunmayın. DÖNEMİYORSUNUZ!
  2. Alışverişinizi son güne bırakmayın! Aklınızda kalıp da alamadığınız birçok şey oluyor.
  3. Noel tatilinde çoğunluğu Hristiyan bir ülkede tatile gidiyorsanız 31-1-2 Ocak tarihleri resmi tarih olduğundan o zamana sadece dış mekan gezilerini bırakın ve yanınızda yeterli miktarda o ülkenin dövizini bulundurun.
  4. Rusya’ya indiğinizde pasaport kontrol sırasında göçmen kartınız almayı unutmayın. Kartınızı pasaportunuzla birlikte her zaman yanınızda bulundurun.
  5. Rusya’da tek bir İngilizce yer-yön bilgisi bulamayacaksınız. Bu yüzden kendinizi buna hazırlayın.
  6. Moskova metro haritasını Kiril ve İngilizce olarak telefonunuza indirin. Mümkünse sık kullanılan sözcükler ile ilgili bir uygulama edinin.
  7. Moskova’da kesinlikle taksi kullanmayın, biz kullanmadık. Çok pahalı imiş. Metro ile heryere gidebiliyorsunuz. İnanılmaz sistematik bir metro ağı var ve 1-2 dakikada bir metro geçiyor.
  8. Moskova’nın Avrupa’nın en pahalı şehirlerinden biri olduğunu unutmayın. Özellikle dışarıda yemek yediğimiz için biz en uygun olanlarını seçmemize rağmen günlük 200-250 tl ayırdık.
  9. Moskovalılar soğuk ve kaba insanlar, en turistik yerlerde bile tek bir kelime İngilizce bilmeyen çalışanlar bulunuyor. Unutmayın ve moralinizi bozmayın.
  10. Kış aylarında gittiyseniz ve çok üşürseniz Metro turu yapın. Oturun, dinlenin ve ısının. Metro için tekli bilet yerine çoklu bilet alın.
  11. Noel tatilinde çoğu müze ücretsiz. Fakat uzun kuyruklara hazırlıklı olun.
  12. Çok geniş yollarda (6 gidiş-6 dönüş gibi) sakın ola karşıdan karşıya geçmeyi denemeyin. Mutlaka bir yerlerde altgeçit vardır oralardan gidin.

27 Ocak 2015 Salı

Moskova Noel Tatili 2014-2015- 2. GÜN

İkinci günümüz yine buz gibi bir havada başladı. İkinci gün sabahında Moscow Free Tour’a yazılmıştık. Önceki yazılarımda da açıkladığım bu etkinlik, o şehrin yerel gençleri tarafından 2-3 saatlik şehir turunu kapsayan ve bahşiş usulü olan etkinlikler. Genelde Avrupa’daki bütün büyük ve turistik şehirlerde olan bu etkinliğe, ilk günlerde katılmanızı tavsiye ederim. Böylece şehrin görülebilecek yerlerini üstün körü tanıyıp, sonrasında bol bol zaman ayırarak planlı bir şekilde gezebilirsiniz. Biz tur sırasında şehir tarihi ve mimarisini, Romanov hanedanlığının malikanesini ve kendilerine özel kiliselerini, Kızıl Meydanı, kremlin özelliklerini ve GUM’u gezdik. 







Romanovların Kilisesi
Bu turdan hatırımda kalan en önemli şeyler: Romanovlar 1600 lerden 1917 yılına kadar (Komünist dönem başlangıcı) hanedan olarak ülkeyi yönetenler, kendi kiliseleri ise oldukça mütevazi ve kendi malikanelerinin önünde bir yer. Bu kilise Komünist dönemde kapalı kalıp sonradan halka açılmış. Kilisenin hemen yanında ise uluslararası tüccarların kaldığı bir nevi büyükelçilik kıvamında ve dış ticaret için kullanılan binayı görebilirsiniz. Ordan geçtiğimiz Aziz Vasil Kilisesi ise Korkunç İvan tarafından yaptırılmış bir şaheser. Hikayeye göre bu hükümdar öyle gaddarmış ki 4 milyon olan orta çağ Moskova halkını iktidardan indiğinde 1 milyona düşürmüş. Çok kan dökmüş ve can almış. Ortodoks Hristiyanların inanışına göre ise bir hükümdar ne kadar ihtişamlı katedral inşa ederse o kadar fazla günahları affedilirmiş. O yüzden Ivan bu muhteşem yapıyı yapıp sevap hanesini doldurarak işlediği günahları azaltmaya çalışmış. Katedralin mimarının ise gözlerinin kör edildiği hikayesi tamamen bir efsane imiş. Çünkü benzer katedralden bir zamanlar başkent olan St. Petersburg ve Kazan şehirlerinde de bulunmaktaymış. Öncesinde renksiz olan bu yapı ve kubbeler yıllar sonra boyanarak daha çekici hale getirilmiş. 


Bunları görmek çok normal bizim için özellikle



Soğukta ben ve Azizi Vasili Katedrali 

Buradan GUM’a geçmiştik. Bu AVM ise sadece üst düzey bürokratların gücünün yetebileceği ve alışveriş yapabileceği uluslararası bir alışveriş merkezi imiş. Burası 1800’lü yılların sonlarında inşa edilmiş ve Komunist dönemde dış ticarete kapalı hale geldiği için yıkılmak istenmiş. Fakat rivayet odur ki, komünist bürokratlar eşlerine laf dinletememiş ve ellerindeki tek eğlenceyi almalarına izin vermeyen bayanlar bu yapıyı korumuş. Fakat Komünist dönemde Stalin’in ofisi haline gelmiş. GUM’un tam karşısında ise Lenin’in Mozolesi (aslında mozole değil kendi vücudunun mumyalanmış ve cam bir fanusa konulmuş olduğu yer) bunuyor. Grupla buraya uğramamız mümkün olmadığı için bunu ertesi güne bıraktık. 






Burdan hareket eden grubumuz Kremlin’e bitişik Alexander Garden geçti. İskender Bahçesi dediğimiz bu yerde hemen girişte, Moskova ve çevresinde yer alan toplu mezarlarda adı sanı bilinmeyen askerlere ithafen hiç sönmeyen bir ateşiyle Meçhul Asker Anıtı bulunuyor. Başında askerlerin beklediği bu yere saat başlarında giderseniz askerlerin nizami devir teslim törenine şahit olabilirsiniz. Seyredilesi güzel bir ritüel. Burada Free Turumuz sona ermişti. Turdan sonra yine İskender Bahçesi’nin içinde yer altı mağazası yer alıyor. Hem ısınmak, hem de açlığınızı gidermek için buraya gidebilirsiniz. Biz buradan çıktıktan sonra kayda değer pek bir şey yapmadık. Noel ağaçları ve süslemeleri olan sokakları dolaştık. Ve Bolşoy Tiyatrosu’nu bulduk. Tiyatronun ancak önünden geçebildik, çünkü yeni yıl olduğu için özel gösterim varmış. Ortalarda bir yer için kişi başı 500 tl ödemeniz gerekiyor. Yani bizim gidiş-dönüş uçak biletimizle nerdeyse aynı fiyata! Ama gidenler değdiğini belirtmişler, yani eğer paranız varsa gidebilirsiniz ama bize biraz pahalı geldi.


Meçhul Asker Anıtı ve Sönmeyen Ateş Devir Teslim Töreni




İkinci günün akşamında İzmailova Market’e gittik. Merkezden biraz uzakta bir yerdi. Herkes buranın çok ucuz olduğunu ve çok çeşitli şeylerin bulunduğunu belirtmişti. Ama biz bir şey bulamadık. Bizim Ankaralıların Maltepe Pazarı neyse aynı o. Biraz hayal kırıklığı idi açıkçası. Çok güzel kürk şapkalar bile en uygunu yüz dolar civarındaydı. Ama ordan, güzel bir kutunun içinde Noel şekerlemeleri ve kendime de bir şal aldım. Tavsiye etmem.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Moskova- Noel Tatili - 3. GÜN (Yılbaşı Gecesi)

Üçüncü gün planımızda Lenin mozolesi, Kremlin sarayı vardı. Lenin mozolesi için biraz sırada beklemeniz gerekiyor ve sıkı bir kontrolden geçiyorsunuz. Mozolede fotoğraf çekmek, gürültü yapmak ve şapka giymek yasak. Uzun bir yoldan geçip karanlık bir koridordan mozoleye ulaştık. Lenin’in gerçek vücudu sır olarak tutulan bir yöntemle mumyalanmış ve ışıklandırmalarla cam fanusa konmuş. Size bakıyor gibi geliyor. Anlatılacak pek bir şey yok aslında gidiyorsunuz 1-2 dakika görüp çıkıyorsunuz. Pek de eğlenceli bir şey de değil. Lenin’den Kremlin’e geçtik. Kremlin’de 4-5 tane farklı bilet uygulaması var. Mesela Kremlin Devlet Cephanelik Müzesi’ne ayrı ve genel geziye ayrı alıyorsunuz. Bilet satış ofislerinde hiçbir açıklama yok ve kimse İngilizce konuşmuyor. Yani artık kendi kendinize işinizi halletmeniz gerekiyor. Biz en pahalısı herhalde her yeri kapsıyordur deyip Cephanelik müzesi ve genel ziyaret biletleri aldık. 







Lenin Mozolesi Çıkışı

Kremlin Devlet Cephanelik Müzesi, hanedan hazineleri, farklı milletlerin savaş malzemelerinin sergilendiği iki katlı bir müze. Giriş belli saatlerde ve sınırlı sayıda. Fotoğraf çekimi yasak olmasına rağmen çoğu kişi telefonlarını konuşturuyordu. Müzede bizim ilgimizi en çok Türk milletine ayrılan ayrı bölümler ve savaş kostümleri ile silahları çekti. Sonra ben hanedan kıyafetlerini çok etkileyici buldum. Nasıl taşıyorlarmış o kadar giysiyi acaba?  Bir de Kraliçe Katerina ile bizim Osmanlı son dönem padişahları arasında özel bir ilişki varmış gibime geldi gönderilen hediyelerden ötürü…. En alt katta hayran kalacağınız ve sadece masallarda göreceğiniz, farklı uluslardan hediye olarak gönderilen, ahşap, oymalı, kakmalı, süslemeli, taşlı, varaklı at arabalarını görüyorsunuz. Sanırım en fazla etkileneceğiniz bölüm burası, devasa ve sanat eseri arabaları görünce modern taşıtlar gözünüze pek bir yavan geliyor :). Bunun haricinde müzede canımız sıkılmadı desek yalan olur. Bir yerden sonra pek bir ilgi çekici olmuyor bir de açıklamalar sizin anlamadığınız bir dilde olunca bakıp hızlıca geçiyorsunuz. 




Kırık Çan

Buradan genel ziyaret alanına gidip orda yer alan katedralleri gezdik. Katedrallerin çoğunluğunun yuvarlağa yakın ve altın kaplamalı kubbeleri bulunuyor. 5 farklı katedrali dolaştık. Hepsinde farklı temalar yer alıyor. Örneğin birisi Rus kültüründe Ortodoks dini simgeleyen ahşap eserler yer alıyordu. Bunun haricinde ben İsa heykel ve resimlerinin biraz koyu renkli yapıldığını fark ettim. Bu Avrupa’da öyle değildi, İsa ve yanındaki müritleri genelde açık tenli çizilirken burada esmer resmedilmiş, ilginç. Kremlin sarayı bahçesinde yerde kırık çan göreceksiniz. Bu çan 1700’lü yıllarda dökülmüş ve rivayete göre çıkan bir yangını söndürmek için çana da su dökülmüş. Dökülen su ile çan kırılmış ve hiç çalınmamış. Kopan çan parçası da yanında bulunuyor ve simge yapı haline gelmiş durumda. Sadece kırılan bölüm 11 ton iken çanın tamamı 200 tona yaklaşıyormuş. Kremlin duvarları ve kuleler hakkında da ilginç bilgiler yer alıyor. Duvarda yer alan kuleler üzerinde yıldız işaretini görüyorsunuz. Bu komünist dönemde yaptırılan bir simge ve halkın eşitliğini simgeliyor. Bunun öncesinde Romanovların nişanı bulunuyormuş, çift başlı kartal… Bu çift başlı kartalları ise Kızıl Meydan’a giriş kapılarının üzerinde görebilirsiniz.





Üçüncü günümüz 31 Aralık yani yeni yıl gecesi olduğu için gezimizi ikiye bölmek zorunda kaldık. Otelde bir süre dinlendikten sonra, herkesin yaptığı gibi yılbaşına Kızıl Meydan’da girmek için tekrar çıktık. Saat 21 civarında Kızıl Meydan’a doğru yanaştıkça sivilden fazla güvenlik ve polis olduğunu, her yerin bariyerlerle kapatıldığını ve meydana girişlerin sadece iki ana noktadan yapıldığını fark ettik.   Uzunca bir yolu döne dolaşa ilerleyerek ana giriş kapılarına varabiliyorsunuz. Meydana giriş için yaklaşık yarım saat aşırı kalabalıkta bekliyorsunuz. Alkol alınmıyor ve baştan sona kontrolden geçiyorsunuz. Bunu başarabilmeniz için en az 1 saat öncesinden gelmenizi tavsiye ederim. Biz 22 gibi kontrol kapılarından geçtik. Geçtik de 2 saat boyunca dondurucu soğukta beklemeye hiç niyetimiz yoktu. 

Yeeeyy :)






Ve yolda gelirken bütün restoran ve kafelerin kapalı olduğunu fark ettik.. benim niyetim bir donut hastası olarak Kızıl Meydan’a girişte yer alan ve kontrol kapılarının arkasında konumlanan Krispy Kreme’e gidip 12’li donut ve büyük boy kahve alıp içimi ısıtmaktı. Fakat yoldaki kapalı restoranlar yüzünden kesin orası da açık değildir diye düşündüm. Kontrolden tekrar çıktık ve bir de ne görelim, açık ama tıklım tıkış!! O an en mutlu olduğum anlardan biriydi sanırım. Çölde su bulmuş kadar sevindim :). Burda yiyip içip tekrar yarım saat kontrolde bekleyerek 23:15 civarı meydana girdik. Havai fişek gösterileri için en uygun noktayı seçmeye çalıştık. Ama sanırım çok başarılı olamadık. Benim size tavsiyem. Kremlin duvarını yanındaki tepeye çıkmanız veya hiç meydana girmeden basının bulunduğu tarafta Kitay Gorod metrosu tarafından seyretmeniz. Zaten gösteriler 15 dakika sürdüğü için olayı fark edince yığınla insan daha iyi görebileceği tarafa doğru yengeç gibi yan yan yürüyerek gitti :). Saat 12’yi vurdu, çanlar çalmaya başladı, alkışlar, çığlıklar, öpüşenler, dönenler hepsi bir aradaydı. Sonra herkes saat kulesinden (aslında yansıtma bir saat) Aziz Vasili Katedraline döndü. Rengarenk havai fişekler 15 dakika boyunca ardı ardına ve çeşitli renklerde patladı. Bize de bu muhteşem manzarayı fotoğraflamak ve videoya kaydetmek düştü. Sonra herkes bir anda dağıldı ve ortalık neredeyse bomboş kaldı.

Meydana Giriş Kapıları



Boş Sokaklar


Benim için bu gezinin asıl önemli tarafı 1 Ocak 2015 saat 00:15 idi. İsotum tableti video çekimine devam etmem için bana verdi. Sürpriz geliyordu biliyordum ve ağlamayacaktım.. bir de EVET dersem harika olacaktı !!! :). Isot benden etrafı bir daire şeklinde çekmemi istedi. Tam tamamlamışken İsot önümde eğilmiş, tektaş yüzüğü çıkarmıştı. “BENİMLE HER YILBAŞINI BERABER KUTLAMAK İSTER MİSİN TATLIM?” diye sordu. Parmağıma yüzüğü geçirdi ve ben kendimi tutamadım. EVET DİYEMEDİM, AĞLADIM AĞLADIM… İçimden öyle bir ağlama duygusu geçti ki anlatamam… Durduramadım kendimi ve sadece baş sallamakla yetindim :). Çok özeldi, çok güzeldi, çok duygu yüklüydü... EVET demeyi çok istemiştim hatta o kadar uzun süreden beri istiyordum!!.. O yüzden buradan söylüyorum:

Ve Ben Ağlarken!!


EVET EVET EVET İSOTUM, SENİNLE OLMAYI, BERABER YAŞAMAYI, BERABER YAŞLANMAYI, KÜÇÜK KÜÇÜK İSOT İLE HÜLYALARIMIZIN OLMASINI, SEVİNCİMİZDE ÜZÜNTÜMÜZDE, HASTALIĞIMIZDA SAĞLIĞIMIZDA, HAYATTAN TAT ALMAYI, BERABER OLMAYI…. İSTERİM ÇOK İSTERİM!!!     



25 Ocak 2015 Pazar

Moskova -Noel Tatili-Son Gün

Dördüncü günümüzün planını çoktan yapmıştık. Önce kahvaltı, sonra Gorki Park, Nazım Hikmet Mezarlığı ve ardından Moskova Devlet Ünviersitesi’nin bulunduğu yer. 1 ocak olması sebebiyle her yer kapalıydı. Kahvaltımızı yapacak küçücük bir yer bile bulamadık. Ve genelde saat 14’te açılacak kafeler vardı. Zar zor küçük bir büfe bulup hiç de lezzetli olmayan hot dog yedik. Oradan Gorki Park’a geçtik. Moskova Nehri yanında yer alan bu park, yaz aylarında herkesin gelip çimlerinde oturup dinlediği ve zaman geçirdiği bir yermiş. Fakat nehri bile donduran buz gibi bir hava olduğu için kimsenin bulunmayacağını düşünüyorduk. Parkın girişine öyle bir kapı yapılmıştı ki, parkın büyüklüğünü girişnden tahmin edebiliyordunuz. Sonra ailelerin küçük çocuklarıyla ellerinde kızaklar, buz patenleriyle akın akın parka gittiğini gördük. Meğer parkın tamamına koskocaman (ben hiç böyle bir yer gösmemiştim) bir buz pisti yapılmıştı. Aslında buna pist demek yanlış olur. Parkın ana yollarını buz yoluna çevirmişler ve daire şekli vermişler. Bir ucundan bir ucuna birkaç kilometrede gidebileceğiniz devasa kıvrımlı bir buz yolu. Ve herkes genç yaşlı paten yapıyordu! Çok güzeldi. ama biz ne yazık ki paten yapamıyorduk. O yüzden İso ile sözleştik. Bundan 10 yıl sonra Moskova’ya kışın tekrar gelicez. Önce şık giyinip Bolşoy’da bale veya opera gösterimizi izliycez, sonra da Gorki Park’ta buz pateni yapıcaz. Tabi o zamana kadar pateni öğrenmemiz lazım :).


Gorki Park




Gorki Park’ta o soğukta spor yapanlar, koşanlar vardı. Biz dengemizi zor sağlarken, bu adamların tabiatı soğuğa alışkandı. Bir de yeri gelmişken hava o kadar soğuk olmasına rağmen, alımlı kızların ve kadınların, sivri topuklarla ve incecik kısacık kıyafetlerle sokaklarda salınmasına değinicem. Tamam kızları güzel… Güzel de niye ben orda gardrop gibi dolanırken hatta hareket etmeye çalışırken bunlar böyle giyiniyor? Sanki soğuk onlara işlemiyor, sanki buzlu ve karlı yollar onları korkutmuyor gibiydi. Dedim ya bizim vücudumuz ve yapımız sıcak ülkelere göre tasarlanmış onlar da soğuk ülkelere göre…



Moskova Nehri Üzerinde 



Gorki Park’ta nehir boyunca yürüyüp, tablet yardımıyla Nazım Hikmet mezarlığına vardık. Öncelikle mezarlığın belli saatleri var. Mezarlığın adı Novodeviçi Mezarlığı ve yanılmıyorsam 9-17 saatleri arasında açık. Nazım Hikmet’in haricinde Gorbaçov’un eşi, Gogol, Çehov gibi ünlülerin de bulunduğu bu mezarlık özel bir yer, bir anıt mezar…. Mezar taşları ünlü heykeltıraşlar tarafından yapılan yer sanat eseri gibi duruyor. Çok sayıda değişik mezar taşını görebiliyorsunuz. Tabiki Nazım Hikmet’in yeri her Türk’ün gönlünde ayrı ve sanırım bu mezarlığa en çok yabancı ziyaretçiler de Türklerden geliyor. Nitekim bunu mezara koyulan çiçeklerden ve şiirlerden anlayabiliyorsunuz. Bir de kısa ziyaretimizde çok sayıda Türk gördük, kafileler halinde geliyorlar. Nazım Hikmet’in de yanında son eşi Vera’nın mezarı bulunuyordu.  Nazım’ın mezar taşı başta size de tuhaf gelebilir, fakat sonradan yaptığım araştırmalarda “Rüzgara Karşı Yürüyen Adam” adlı ünlü şiirinden esinlenilmiş olduğunu öğrendim.

Novodeviçi Anıt Mezarlığı



Nazım'a Giden Yol

Nazım’ı ziyaret ettikten sonra yolumuz Moskova’nın simge yapıtlarından 7 kız kardeş olarak adlandırılan gökdelenlerden birine düşüyordu. Öncelikle hikayeyi anlatayım. Moskova şehri 8 asır önce kurulmuş bir şehir imiş. Her yüzyılı simgelemesi için şehrin faklı noktalarına ucu sivri devasa gökdelenleri inşa etmişler. Fakat 8. yüzyılı simgeleyen gökdelende sorunlar çıkmış. Bu sekizinci gökdelen Romanovların kilisesinin hemen yanına inşa edilmiş ve muazzam büyüklükte bir yermiş. O dönemde bu gökdelenin sahibi uluslararası bir otel zinciriymiş. Fakat otel büyüklüğü ve ihtişamı ile Kremlin Sarayı’nı gölgede bırakmış ve işin kötüsü Kremlin’in hemen yanındaymış. Bu yüzden dönemin hükümeti bu yapıyı yıkma kararı almış. Bina yıkılmış. Sonra tekrar yapılmak istendiyse de zemin etüdü çok sağlam olmadığı için izin verilmemiş. Nitekim Moskova’nın geçirdiği sekiz asrı simgeleyen gökdelenlerin sonuncusu şu anda bulunmuyor. Bunlardan birisi de bizim gittiğimiz Moskova Devlet Üniversitesi idi. Hava o soğuk kış gününde puslu olduğu için ucunu görmek imkansızdı ki uzunluğunu siz tahmin edin. Zaten binanın yanından bir tepe noktasına bakayım deseniz boynunuz tutulur. Bina önünde çok geniş bir bahçesi yer alıyor ve ana kapısı bu gökdelenin zirve noktasını da barındırıyor. Fakat etrafından dolandığınızda bunun dikdörtgen yapılı bir bina kompleksi olduğunu ve içinde de bahçesinin bulunduğunu fark ediyorsunuz. Etrafı bir kampüs havasında ve sanırım kompleksin belli kanatları öğrenci yurdu olarak tahsis edilmiş. Üniversitenin hemen önü bir çeşit seyir tepesi, yani buradan bütün şehri görebilir ve bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.  Bina 1950’lerde inşa edilmiş ve bence görece yeni bir yapı. Keşke içini de gezip en son katlara gitme fırsatımız olsaydı. Çünkü gökdelenin en üstünde gerçekten birilerinin ofisleri yer alıyor mu diye merak ettim. Kesin orda ofisi olanlar kış günlerinde bulutların üstünde gibi hissederler!

7 Kız Kardeşlerden Biri: Moskova Devlet Üniversitesi



Dördüncü günümüz sanırım en yoğun günlerimizden biriydi. Hava sıcaklığının 15 derece artması da keyfimizi yerine getirmişti. Akşam son durak olarak meşhur Arbat Caddesi’ne gittik. Geçmişte Moskova surları dışında kalan aslında merkeze 10 dakika mesafede olan bu yer Arapça “Rabad”dan üretilmiş ve aslında “varoş” anlamına gelmekteymiş. Vakti zamanında çok sayıda gecekondunun bulunduğu bu yer şimdi turist merkezi olmuş. Giden Türklerin bloglarından okuduğum kadarıyla burayı İstiklal’e benzetenler var ama benim için uzaktan yakından alakası yok. Bir kere İstiklal’in o cıvıltısı kalabalığı eğlence yerleri yok. Varsa yoksa kafe, hediyelik eşya dükkanları ve restoran. 1 Ocak akşamı olmasına rağmen o kadar da kalabalık değildi. Yine burada da Christmas Pazarları vardı ama dediğim gibi benim için sönük bir yerdi. Sadece Türkiye’de bile görmediğim deveyi o ünlü sokakta görmem beni dumur etti. Akşam benim müptelası olduğum Dunk’n Donuts da günü sonlandırdık. Bu arada bütün uluslararası yiyecek zincirleri bu ülkede Kiril alfabesi ile yazılıyor. Dunk’n Donuts, Starbucks, Subway, McDonalds ve Burger King’in sadece renkleri ve amblemlerinden akıl yürütüp içeri giriyorsunuz yani…




Dunk’n Donuts, Starbucks, Subway, McDonalds ve Burger King


Arbat






Son günümüzde (2 Ocak), artık son kalan yerleri hızlı bir tempoda gezmemiz gerekiyordu. Aslında bugünkü programımız bana daha çok Komünist dönemleri hatırlattı. Başlangıcı Uzay Müzesi ile yaptık. Uzay müzesi aslında bu milletin Amerika ile Soğuk Savaş dönemindeki yarışının bir iftihar tablosu adeta… Ruslar bilindiği gibi uzay hakkında oldukça donanımlılar ki bunu müzeyi gezerken hissedebiliyorsunuz. Müze Noel tatilinde ücretsiz olduğu için insan akınına uğramıştı. Tabi biz de bu fırsatı kaçırmadık ama içeri girebilmek için tam bir saat sırada bekledik. Ama gerçekten değdi, hatta şöyle diyebilirim bütün gezi boyunca en ilgi çekici yer benim için bu Uzay Müzesi idi. İçeri girdiğinizde ücretsiz biletlerinizi alabiliyorsunuz. Fakat eğer müzede fotoğraf çekmek istiyorsanız onun için de özel bir bilet mevcut. Aksi halde içerde foto çekemiyorsunuz. 


Güzel dimi?

Genelde reprodüksiyon olan maketler oldukça etkileyici, müzenin içi ve duvarları da gökyüzü şeklinde dekore edilmiş, bir de girişte uzay bilimlerine katkısı olan bilim adamlarının heykelleri yer alıyor. Girişteki bu eserler benim açımdan oldukça güzeldi. Hele iki tane yağlıboya resim vardı ki bunların kartpostalları ya da posterleri olsa kesin alırdım. Ama ne yazık ki yoktu. Burada araştırma için fırlatılan araçlardan, bu hizmete gönül vermiş kozmonotlardan, uzayda yapılan faaliyetler, yiyecekleri saklama yöntemleri, roketlere kadar her şeyi bulabiliyorsunuz. Aynı anda LCD ekranlarda Gagarin’in uzay macerası, deney amacıyla uzaya gönderilen iki köpeğin maketine kadar her şey var, hatta kozmonotların konakladığı son gecede imzaladıkları otel odası kapısını bile sergiliyorlar. En nadide parçalardan biri de birebir bir uzay mekiğinin içini dolaşabiliyorsunuz! Yani bence öyle klasik tarih, sanat müzelerinden ziyade böyle bir müze benim hoşuma gitti.


Uzay Mekiği

Uzaya Gönül Veren Rus Kozmonotlar



Uzay müzesinden sonra VDNH (All Russian Exhibition Centre)Parkı hemen ilerde yer alıyordu. Parka gidip etrafı dolaştık. Her tarafta akın akın insanlar tatile özel programlar vardı. Ama biz kuyrukların ne anlama geldiğini bilemediğimiz ve zamanımız az olduğu için dolaşmakla yetindik. Sanırım o uzun kuyruklardan biri yine upuzun buz yolu içindi.patenini kapan gelmişti. Bir diğeri ise dinozor park, mekanik sergi ve aquapark içindi. Bu parkta da Rusların Noel Babası olan Yolka’nın bir sürü heykeli, bir sürü kardan adam, Sochi maskotu ve kocaman üstü çok ustaca Komünist dönemi resmeden bir uçak yer alıyordu. Çoğunun tabiî ki fotoğrafını çektik. 

Hayran Kaldığım Resim

Bu da İkincisi

VDNH Giriş Kemeri



Zaten akşam olmuştu ve ben oldukça yorulmuştum. En son kalan ise herkesin tavsiye ettiği Metro turu idi. Amaann canım bir metro ne kadar gezilesi olabilir ki demeyin. Gidin Moskova Metro duraklarını görün. Size tavsiyem tek bir günde hepsini görmeye kalkışmayın. Biz öyle yaptık ve bir yerden sonra ben sıkıldım. Özellikle kış aylarında gidiyorsanız çok üşüdüğünüzde metro turu yapın hem oturun dinlenin, hem de biraz ısının ve günlere bölün. Her durak birbirinden farklı. Öncelikle Moskova metrosu imrenilecek şekilde tasarlanmış. Metroya inerken merdivenler o kadar uzun ki yaklaşık 2-3 dakika sürüyor inmeniz ama metro en fazla 1,5 dakikada (90 saniye yani) bir geliyor. Metroyu resmen örümcek ağı gibi ve katman katman örmüşler. İlk bakışta zaten bu teknik muazzamlığa hayran kalıyorsunuz. Ve bence Komünist dönemin o mekanik ihtişamını ve teknik muntazamını burada görüyorsunuz. Sonra ayrıntılar dikkatinizi çekmeye başlıyor. Mesela her yürüyen merdivenin bittiği yerde küçük bir kulübede yaşlı teyzeler çalışıyor. Bunlar merdivenin sürekli işlemesinden sorumlular… 

2-3 dakika süren yürüyen merdivenler
Metroyu Çekerken :)

Bir de bu yaşlı teyzeleri bütün müzelerde, turistik yerlerde her yerde görüyorsunuz. Moskova’da işsizlik oranının %1 olduğunu öğrenince pek bir anlamlı gelmeye başladı bu kadar teyzenin çalışması :). Merdivenlerden indiğinizde artık bir sanat eseri olarak metro duraklarını bulabilirsiniz.



Harika!! 

Bence Komünist dönemi özümsemek için öyle müzeye gitmeye gerek yok Moskova’da! Alın bir bilet metroyu dolaşın, duvarlardaki resimlere, heykellere, ışıklandırmalardaki orak çekiç kakmalarına, girişlerdeki mimariye bakın, inceleyin. Orda tarımın ve sanayinin önemini, havacılığın özel yerini, kadının çalışma hayatına eşit katılımını ve üretime desteğini görün. Dayanışma ruhunu ve duruşlarıyla resmedilen onurlu işçi sınıfını görün. Ağzınız açık kalacak, takılıp kalacaksınız… biz yaklaşık 3 saat dolaştık ve hala gezilecek duraklar vardı, ışıklandırma fotoğraf için harikaydı ve bir sürü foto çektim. Kimi duraklarda ise simetrinin muntazam göz oyununu fotoğrafladım. Bizim gezdiklerimiz, Prospekt Mira, Komsomolskaya, Kurskaya, Elektrozavodskaya, Arbatskaya, Marksistkaya, Mayakovskaya, Novokuznetskaya, Shosse Entuziastovkaya, Lubyanka idi. Başka bir nokta da bazı metro durakları binaların altında bazıları ise Moskova Nehri üzerindeki köprüde bulunuyor. Yani metrodan çıktığınızda kendinizi ofislerin olduğu bir binada ya da köprünün orta yerinde bulabilirsiniz.









3 Saatlik Metro Turunun Ardından
Böylece Moskova turumuz da sona ermişti. Uçuşumuz sabah saat 4’te olduğu için gece yarısı otelde valiz odasına bıraktığımız eşyalarımızı alıp trene atladık. Havalimanına vardık, her şey güzeldi hoştu ta ki biz yeğenimiz Poyraz Ali’ye kartpostal atmak için bir postane ve pul arayana kadar. Postane kapalıydı. Ama önünde bir posta kutusu yer alıyordu. Biz de pul bulabilirsek buraya atabiliriz diye düşündük. Siz pulu nerden alırsınız, ben en iyi ihtimalin kitapçıda olduğunu düşündüm ve iki tanesine sordum. Her ne kadar ben İngilizce konuşsam da yüzüme angut gibi bakıp Rusça konuşmaya ısrar eden ve resmen azarlar tarzda davranan satıcılarla karşılaştım ve inanılmaz sinirlerimi bozdular. Ben de Türkçe konuşsaydım keşke, gayet iyi anlaşırdık böylece… Neyse bundan vazgeçtik, son kontrol yerinde eşyalarımızı kontrolden geçirecekken Rus teyzenin biri elimizdeki kutuyu sorgusuz sualsiz kaptı ve hiç bir şey demeden kendi eşyalarını doldurmaya başladı. Neyse dedik ama son bomba pasaport kontrol memurundan geldi. Zat-ı muhterem yabancı olduğumuzu bilmemize ve belirtmemize rağmen Rusça konuşmaya ve bir şeyler söylemeye devam etti. Sonra ben pasaport ile arasındaki bileti verdim. Pasaportu bana doğru itti sonra göçmen kartı ile bileti aldı. Ben de zannediyorum ki pasaportumu alabilirim. Almaya kalkıştığımda kendine çekti, sonra tekrar uzattı sonra ben tekrar almaya yeltendim ve kadın homurdanarak hem yanındakine hem de bana bir şeyler söyledi, bana ters ters baktı, kontrol sürecini bilerek uzattı. Ben de artık kendimi tutamayıp küfür ettim… Ya kardeşim her şeyi anladık da pasaport kontrole niye böyle İngilizce bilmeyenleri koyuyorsunuz, giderayak canımızı sıkmanın alemi ne? Ben o sinirle geçince yemişim duty free’sini buradan hiçbir şey almam bir an önce gitmek istiyorum deyip son dakikaları tatsız bir şekilde geçirdim. Yani artık bu millet benim gözümde son izlenimimle kalacak. Kaba, ruhsuz, mutsuz, soğuk, otoriter, hiç gülmeyen ve tek bir kelime İngilizce bilmeyen… Burdan Türkiye’deki özellikle Antalya’daki Rus nüfusu hakkında da yorum yapmak mümkün, sıcak hava, deniz-kum-güneş, uygun fiyatlar, sıcak ve samimi insanlar görünce bizim buraları ikinci memleketi yapmaları da kaçınılmaz gibi görünüyor.

Kısa ziyaretten elimizde kalan anılar